Otlutepe Köyü

Ziyaretci defterini oku - Ziyaretci defterine mesaj yaz Giris
Toplam mesaj: 658
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 - 22 - 23 - 24 - 25 - 26 - 27 - 28 - 29 - 30 - 31 - 32 - 33 - 34 - 35 - 36 - 37 - 38 - 39 - 40 - 41 - 42 - 43 - 44
Nizam AKYÜZ
Eklendigi tarih/zaman: 22-06-2013 23:22:24
GEÇMİŞ OLSUN
Değerli hemşehrim ve kardeşim Musa Kuzey'in babası Nuri Kuzey'in rahatsızlığını büyük bir üzüntüyle öğrenmiş bulunmaktayım.Kendisine Allah'tan acil şifalar diliyorum.Musa Kuzey kardeşime işlerinde başarılar diliyorum.Musa Kuzey kardeşime Bilecik'te bir görev esnasında daire arkadaşlarımla beraber ziyaret edilmiştir.Bana ve yanımda bulunan memur arkadaşlarıma göstermiş olduğu misafir perverlikten dolayı kendisine arkadaşlarım ve şahsı adıma sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.Allah birini bin etsin rızkı bol bereketli olsun.
Engin Güneş
Eklendigi tarih/zaman: 21-06-2013 21:07:28
KUTLAMA
TÜM KÖYLÜLERİME SELAMLAR OLSUN HERKESİN BERAT KANDİLİNİ KUTLAR HAYIRLARA VESİLE OLMASINI CANBI MEVLAMDAN DİLERİM SELAM VE DU İLE ALLAHA EMANET OLUN
Ragıp
Eklendigi tarih/zaman: 20-06-2013 15:10:16
BİZ HEP SESSİZCE AĞLADIK

1934 senesinde bir dağ köy mektebinde, cuma namazına gitti diye dayak yiyen dedem, okumayı terketti. Dedem, ömür boyu sessizce ağladı ama ona dünyayı zından eden muallimi dövmedi… Bırak sopa atmayı, ona bir kötülük etmeyi aklının ucundan bile geçirmedi.
İneklerin, öküzlerin yattığı ahır sekisinde gizli gizli Kur’an-i kerim okumayı öğrenen dedem, ahırın bitişiğindeki evinde Kur’an-ı kerim okuyamadığı için sessizce ağladı. Dedem ağladı, ninem ağladı... Allah’ın kitabına bu aşağılık muameleyi yapanlara karşı ayaklanmadığı gibi, 48 ay hiç izin kullanmadan, toplam 4 sene aç, susuz askerlik yaptı, sürüm sürüm oldu ama yine onlara beddua etmediler.
Bir dedem mi, bütün köylü, bütün memleketim hep aynı acıyı en acımasız şekilde yaşadı hep ağladı içten içe...

1950 senesinde, sandık başında oyunu kullanırken içinden; “Ya Allah, Bismillah” diyerek mührü bastı. Seçim neticelerini radyodan dinlerken, sessizce ağladılar. Sokaklara çıkıp taşkınlık yapmadılar. Mutluluğunu da hüznü gibi sessizce akan gözyaşlarıyla gösterdi dedem, ninem bütün ailem ve güzel hemşehrilerim....
Menderes’in idam edildiği günü, defalarca anlattı bana. Her seferinde gözleri kançanak olurdu. Sinirlenince, ‘Ne çektiysek o sağırdan çektik!’ diyerek, İsmet İnönü’ye olan öfkesini gösterirdi.
Benim büyüklerim hiç polis taşlamadı, camları kırmadı, devlete, millete zarar vermedi. Hep sessizce ağladı… Üzülünce ağladılar, sevinince yine ağladılar hep...

Babam sessiz ağladı…
Babam İstanbul’a okumak için geldiğinde, cami hasırlarına sarılarak ısınmaya çalışıp rahmetli Gönenli Mehmet Hocanın verdiği bir kaç kuruş harçlıkla karnını doyururken, hiç sokaklara çıkmak aklına bile gelmedi. Sessizce içine akıttı gümüş gözyaşlarını.
Ailesinin rızkını kazanacak bir iş imkânı bulamadığı için, gurbete gitmek mecburiyetinde kalınca, yine sokaklara çıkmadı benim babam. Eline taş alıp tüy bitmemiş yetimlerin de hakkı olan camları kırmadı, arabaları ateşe vermedi, polisleri taşlamadı. Biricik evladı, muhterem ve çilekeş pederi dahil, sevdiklerinin cenazelerine bile yetişemediği için, isyan etmedi, kendisini gurbete mahkum edenlere. Sessizce içine akıttı acı gözyaşlarını…

Bizi de sessiz ağlattılar…
27 Mayıs'ta, gidip geri gelmeyesi yetmişli yıllarda ve bilhassa 28 Şubat süresince bize de olmadık hakaretler ettiler, çoluk-çocuk doya doya sokaklarda gezemez olduk. Birisi çıkar bir laf atar diye hep diken üzerinde durduk. Cuma namazlarını kılmak için, gizli yollardan camiye gittik-geldik. Beyazıt’ta, üniversite kapılarında: “Başörtüye uzanan eller kırılsın!” diye bağırmaktan ses telleri acıyan gençlere bile destek olamadık, o zulmü bize yapanların vicdanları acımıyordu. Zaten yoktu ki... Eylem yapmadık, polis taşlamadık, camları kırmadık. Sessizce hep ağladık…

Erkekliğimden utanırdım!
Üniversite kapısında, kışlada, orada-burada doya doya; "ben Müslümanım " diyememe mecburiyetinde kalmak, hayatımda yaşadığım en büyük acıydı belki de. Müslümanlığımdan, insanlığımdan, erkekliğimden utanırdım… Dilimde bazen dualar bazen beddualar dolaşırdı. Ama ben hiç elime taş alıp polislere veya herhangi bir yere atmadım, sokakları, park ve bahçeleri kirletmedim. Dükkânların camlarını kırıp araçaları yakmadım, onu ima edecek hiç bir harekette, hakerette bile bulunmadım.

Müslüman bir sınıf veya mektep arkadaşlarımızla göz göze gelmekten utanır, onlara yardımcı olamamanın sıntısını yaşardık iliklerimize kadar.
Başörtülü bacılarımızdan biri merdiven başında beni durdurdu. “Ben tahsilimi bırakıp ailemin yanına dönmeye karar vermiştim. Dün babamı aradım. Verdiğim kararı kendisine söyleyince bana kızdı. ‘Başını açıp tahsilini tamamlayacaksın. Gelirsen seni eve almam’ dedi. Ben şimdi ne yapayım?”

Susmak zorunda kalmak, insana bu kadar acı verir mi? Aradan tam 35-40 sene geçtiği halde, o merdivenin başında susup kalmanın, bir şey yapamamanın acısını, hiç unutmadım. Değil polis taşlamak, dükkânların camını kırmak, dünyayı yakmak istedim o an... Ama ben sessizce ağladım sadece... Bu acıları bize yaşatanlara beddua ettim, o bacılara dua ederken.
Biz polise, esnafa, vatandaşa taş atmadık, atamazdık da: ‘emir kulu, kul hakkı-milli servet’ diye.
Biz hep sessizce ağladık.
O zaman sanatçılar neredeydi?
Biz bunları en merhametizce yaşarken sanatçı geçinenler neredeydi? Taksim meydanında, polis taşlayıp işyerlerinin camlarını kıran gençlerin yanında yalancı kahraman gibi poz verenler, 27 Mayısta, 28 Şubatta neredeydiler acaba? Ağaçların haklarını korumak için millete kan kusturanlar, ortalığı muharebe sahasına çevirenler, eylem üsüne eylem yapanlar, en temel insan hakları çiğnenirken niye sustular? Milletinden bu kadar kopuk yaşayanlar, memleketinin istkbali/geleceği için asla sanat üretemezler.
Dedemin, ninmin sessiz çığlıklarını, babamın, annemin gurbet, hasret hüzünlerini, 27 Mayıs, 28 Şubat’ın ezip geçtiklerini görmeyenler, aniden çevreci ve hümanist oldular.
Dedemin sessizce içine akıttığıı gözyaşlarını resmedemeyen, her türlü baskılara rağmen, sokakları cehenneme çevirmeyen 27 Mayıs, 28 Şubat mağdurlarının sabrını, notalarına, tuvallerine dökemeyen sözde sanatçılar, şimdi çevreci oldular, öyle mi?..
Meselenin 3-5 ağaç olmadığını sağır sultan bile duydu, herkes pek ala biliyor. Nedense bizim sanatçılar, hep sol eylemlerde sanatlarını sergiliyorlar.
Biz evvel Allah'a, bağrı yanıkların samimi dualarına sığındık, taşlara değil...
Başbakan ‘%50′yi zor tutuyorum’ dese bile, kendisi de biliyor, bizim sokaklara taş atmak için çıkmayacağımızı. Şiir okuduğu için hapse atılırken, sokağa çıkmaya teşvik etmeyen Başbakan, merak etmeyin bu hadiseler için sokaklara çıkmaya musade etmeyecek. Bir kabda ne varsa o sızar... elbette...
Dedem sessizce gözyaşlarını içine döküp, devletin polisini taşlamadı.
Babam sessizce gözyaşlarını içine akıtıp, esnafın dükkânının camlarını kırmadı.
Bizler de sessizce ağladık, ama ortalığı dağıtıp yakmadık, yıkmadık.
Biz hep sessizce ağladık diye, bu hadiselerden/olaylardan korkup sandık mücadelesinde vazgeçeceğimizi mi sandınız?
‘90 yıllık cumhuriyet tarihinin 80 senesi biz ağladık siz güldünüz. Şimdi siz ağlayın biz gülelim’ demiyoruz.
‘Birlikte gülelim’ diye hâlâ dua ediyoruz.
Duaların taşlardan daha güçlü-kuvvetli, tesirli olduğunu bilmeyenler, ne demek istediğimizi elbette anlayamazlar…

Muhabbetlerimle...
adem DEMİR
Eklendigi tarih/zaman: 19-06-2013 16:53:48
TEŞEKKUR

ÖNCELİKLE İZMİRDEKİ KÖYÜMÜZÜN DERNEK BAŞKANLIĞINA TEKRAR GELMESINDEN DOLAYI AMCAM SEREF DEMİRE TEŞEKKUR EDERIM KOY HALKIMIZIN İSE KISIR ÇEKİŞMELERDEN,SEN BEN AYRILKÇI İÇİ BOŞ DAVRANIŞLARIN OLMAMASINI VE İLERİYE DÖNÜK BİRLİK BERABERLİK İCİNDE OLMASI DİLEĞİ İLE HERKESE SELAM VE SAYGILARIMI SUNUYORUM. HAYIRLI OLUR İNŞALLAH. ALLAH YAR VE YARDIMCINIZ OLSUN
Ragıp
Eklendigi tarih/zaman: 19-06-2013 15:58:50
SAHİBİNİ KİM BİLMEZ?
Mühim ve de büyük bir âlim olan Abdullah bin Mübarek hazretleri, bir gün koyun otlatan bir çocuk görmüş.
“Zavallı çocuk, küçük yaşta çobanlık yapıyor. Bütün zamanını bu dağ başında, hayvanlarla geçiriyor. Hiçbir şey bilmiyor, belki de Allahü tealayı bile tanımıyordur, Allah muhafaza...” diye düşünmüş. Acımış çocuğa. Yanına gitmiş ve onunla sohbet etmeye başlamış:

- Evladım, Allahü tealayı bilir misin?

- Kul sahibini nasıl bilmez?

- Allah ü tealayı neyle biliyorsun?

- Bu koyunlarla.

- Koyunlarla mı? Nasıl?

- Bu birkaç koyun, çobansız hiçbir şey yapamaz. Onlara su ve ot verecek, onları kurttan ve diğer tehlikelerden koruyacak biri olmalı. Bundan anladım ki bu âlemdeki hiçbir şey yaratıcısız, koruyucusuz olamaz. İşte bu koyunlar sayesinde Allah’ı böylece bildim.

- Allahü tealayı nasıl bilirsin?

- Hiçbir şeye benzetmeden bilirim.

- Böyle olduğunu nasıl anladın?

- Yine bu koyunlardan.

- Nasıl yani?

- Ben çobanım. Koyunların koruyucusuyum. Onlar benim ne düşündüğümü, ne yapacağımı bilemezler. Onlara dikkatle bakıyorum. Ne onlar bana benzerler ve ne de ben onlara benzerim. Buradan, bir çobanın koyunlarına benzemediği gibi Allahü tealanın da kullarına benzemeyeceğini anladım.

- Peki, başka neler biliyorsun?

- Üç ilim bilirim. Gönül ilmi, dil ilmi ve beden ilmi.

- Bunlar nelerdir?

- Gönül ilmi şudur: Allah bana kalp verdi. Kendisini tanımam ve sevmem için. Onun sevdiklerini sevip, sevmediklerinden de uzak durmam için.
Dil ilmi şudur: Allah bana dil verdi. Onu hatırlayıp adını zikretmem/söylemem için.
Beden ilmi şudur: Allahü teala bana beden verdi. Ona kulluk etmem, hizmet etmem için.

- Maşallah evladım... Benim sana öğretecek bir şeyim yok. Senin bu günahkâr ihtiyara bir nasihatin var mı?

- Ey efendi! Alim olduğun belli oluyor. Eğer ilmi Allah rızası için edindiysen insanlardan istemeyi kes! Yok, dünya için edindiysen Cennet arzu ve isteğini kalbinden çıkar.

Allahü tealaya emanet olunuz.
HÜSEYiN SAHAN website
Eklendigi tarih/zaman: 19-06-2013 11:48:36
GECMIS OLSUN

Köyümüz büyüklerinden NURI KUZEY rahatsizligi nedeniyle Bilecik devlet hastahanesinde yatmaktadir. kendisine ALLAHTAN acil sifalar diliyorum. tüm evlatlarina ve yakinlarina gecmis olsun dileklerimi bildiriyorum.

MUSA KUZEY .05437991713
muammer özdemir website
Eklendigi tarih/zaman: 18-06-2013 12:42:24

selamın alleyküm bütün köylülerime saygı ve selamlarımlan hayırlı günler dilerim arkadaşlar köyümüzün izmir yeşilyurttaki dernek başkanlığını yürüten cafer polat başkanlıktan ayrılmıştır sağ olsun gene görev şeref demir tarafından devir alınmıştır yoksa derneyi kapatıyorlardı huzurunuzda şeref demire sonsuz teşekkürler etmek isterim sağ olsun başkanlık gönül işi allah razı olsun svgili amcam çok sağ ol iyki varsın bütün köylülerimizin derneye sayıp çıkmaya davat ediyorum saygılarımlan
Ragıp
Eklendigi tarih/zaman: 17-06-2013 17:49:42
BU KADAR DA OLAMAZ
BU KADAR DA OLMAZ !

Yuvasından kaçan haylaz, yavru bir tavşan, ormandaki güzellikleri görünce hayret ve hayranlık içinde gezinmeye başlar. Bu esnada bir katıra rastlar. Daha önce hiç görmediği bir hayvan olduğu için, yanına yaklaşıp merakla sorar:

- Afedersinin tanıyamadın, sen kimsin?

- Ben, katırım.

- Allah, Allah… Sizi hiç görmemiştim. Peki, senin anan, baban kim?

- Babam, at; anam eşek!

- Hımmm! Peki… Anladım!

Anası başka cins, babası başka cins hayvan oluşun sırrını kavrayamayan ve kafası karışan tavşan, ‘peki’ demiş, ama bu iş aklına da yatmamış.

Şaşkınlık içinde:

- Peki, tanıştığımıza memnun oldum, diyerek seyahatına devam etmiş…

Saadetle ve kendinden geçmiş bir şekilde dolaşırken bir de bakmış ki, daha önce hiç aşina olmadığı ve görmediği bir başka hayvan… Bu defa ona da selâm verip sormuş:

- Hey arkadaş! Sen kimsin, tanıyamadım?

- Ben, kurtköpeğiyim.

- Allah, Allah! Sizi hiç görmemiştim. Peki, senin anan, baban kim?

- Babam, kurt; anam köpek…

- Haa? Peki, anladım…

Anladığını söyler, ama aslında anlamamıştır ve hayretler içindedir. Nasıl olur da bir at ve eşekten, ‘katır’ denen bir başka hayvan meydana gelir? Nasıl olur da bir ‘kurt’ ile bir ‘köpek’ten bir kurt-köpeği doğar? Bir türlü akıl erdiremez. Hayretle içinde başı dönmüştür.

Tefekkür halinde, dalgın vaziyette kafasındaki sorulara cevap arar bulamaz, ama sonunda, ‘vardır bir hikmeti’ diyerek yoluna devam eder.

Yavru tavşan ormanın derinliklerinde dere tepe dolaşır, yeşil otlar içinde koşar ve su birikintileri üzerinden atlar. Çok mutludur. Bir süre sonra hava kararmaya başlar. Artık eve gitme zamanı geldiğine karar verir.

Eve dönüş yolunda, çok sayıda değişik cins ve türden hayvanlara rast gelir. Yılanlar, çiyanlar, kurbağalar, aslanlar, kaplanlar, maymunlar, inekler-sinekler, inler- cinler ve zürafalar gibi… Bunları tanıdığı için sadece selam verir geçer.

Eve yaklaştığı sırada bir de bakar ki yolda tanımadığı bir başka hayvan daha vardır…

- Olamaz, böyle bir mahlûk olamaz! Der içinden.

Şu kısacık ömrü boyunca tanıdığı bazı hayvanlara benzetse de, onların hiç biri gibi değildir, biraz uzaktan gördüğü hayvan...

Tanışmak için yanına doğru giderken bir de bakar ki o garip hayvan, tavşana görünmemek için, gözlerini kapatır ve kafasını hemen kuma sokar. Yavru tavşanın gelişinden tedirgin olmuştur. Kendisini görmeden geçip gitmesini arzu etmektedir. Buna rağmen tavşan yanına gelir ve kafası kuma sokulmuş kocaman gövdeye şöyle bir dokunur. Garip hayvan irkilerek başını kumdan çıkarır. Gözleri fal taşı gibi açılmıştır.

Yavru tavşan sorar:

- Hey dostum, kusura bakma. Uyandırdım seni galiba. Tanıyamadım, kimsin?

- Devekuşuyum!

- Neee?

- Evet, niçin şaşırıyorsun ki? Devekuşuyum işte!

Bunu duyar duymaz beyninden vurulmuşa dönen yavru tavşan, gayri ihtiyari feryadı basar:

- Yuh be! Olamaz! Bu kadarı da olmaz!

Sağlıklı hayırlı ömürler, muvaffakıyetler dilerim...
Ragıp
Ragıp
Eklendigi tarih/zaman: 14-06-2013 17:24:31
ASIL FAKİRLİK

Bir gün zengin bir baba ailesi ve tek oğlunu alarak köye götürür. Bu yolculuğun tek maksadı vardır; insanların ne kadar fakir olabileceklerini biricik oğluna göstermek ve kendi zenginliklerinin farkına vardırmaktır. Pek fakir bir ailenin evinde bir gece ve gün geçirirler.
Dönerken baba oğluna sorar:
"İnsanlar ne zor şartlar altında hayatlarını devam ettiriyorlar değil mi?"
"Evet baba!"
"Ne gördün, ne öğrendin peki?"
Biraz sağa-sola bakınan çocuk:
"Şunları gördüm baba:
Bizim evde bir köpeğimiz var, onlarısa dört.
Bizim bahçenin ortasına kadar uzanan bir havuzumuz var, onlarınsa sonu olmayan bir dereleri.
Bizim bahçemizde sert bir şey çarpınca hemen kırılan, bir kaç ithal lamba var, onlarınsa sayılmayacak kadar çok yıldızları...
Bizim görüş alanımız ön avluya kadar, onlarsa bütün bir ufka kadar..."
Oğlu sözünü bitirdiğinde babası söyleyecek bir şey bulamadı. Oğlu ilave etti:
"Teşekkür ederim baba, ne kadar fakir olduğumuzu gösterdiğin için!.."

Bütün hemşehrilerimin Şaban-i şerif ayları mübarek olsun... Bu ayda oruçlu olanlara ne mutlu...

Allahü teala yar ve yardımcımız olsun...
Muhabbetlerimle...
Ragıp
HÜSEYiN SAHAN website
Eklendigi tarih/zaman: 14-06-2013 15:23:13
KÖYDEN HABER.

Degerli arkadaslar bildiginiz üzere bizim bir dag mahkememiz var birkac yildir devam eden. Yarin dagda sabah SAAT:9.00 da kesif vardir.insallah bu kesif son kesif olur mahkeme bir an evvel karara baglar.

Malesef Türkiyedeki yasgi sisteminin nekadar agir ve hantal calismasindan bir türlü sonuca baglanamiyor.insanlarimizi sikintiya sokuyor.

Hakkimiza hayirlisini RABBIMDEN UMUYOR ÜMIT EDIYORUM.
Hüseyin DEMİR
Eklendigi tarih/zaman: 13-06-2013 14:10:32
ŞABAN AYI VE RASULLLAHA SALEVAT
Sevgili köyümün güzel insanları hepinizi selamların en yücesi Allah'ın selamıyla selamlıyorum mevlam yar ve yardımcınız olsun.

ŞABAN AYI BENİM AYIM BUYURUYOR RASULLAH

RESULULLAH’A ‘(S.A.V.) SALEVAT OKUMANIN FAZİLETİ

Resulullah Efendimiz’e (s.a.v.) salevat okumaktan maksad, Allâh’ın emrine uymak ve Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) üzerimizdeki hakkını ödemektir.

Salevat; Allah’dan rahmet, meleklerden istiğfar ve mü’minlerden dua demektir. Salevatın en kısa olanı “Allahümme salli ala Muhammedin ve ala ali Muhammedin” dir ki: “Ey Allah’ım, Muhammed aleyhisselamı dünyada şerefli, namını yüce ve meşhur, güzel dînini devamlı kıl, ahirette sevablarını sonsuz, kendisini her taifeye şefaatçi, cennette yüksek ve nurlu vesîle makamına; Makam-ı Mahmud’a kavuşturmakla onun ve Alinin şanını yücelt.” demektir.

Hz. Ebubekir (r.a.) buyurdu: “Resulullah’a salevat okumak, suyun ateşi söndürdüğü gibi günahları mahveder. Resulullâh’a selam, köle azad etmekten daha faziletlidir. Resulullâh’ı sevmek, Allah yolunda cihad etmekten üstündür.

ALLAHA EMANET OLUN
muammer özdemir website
Eklendigi tarih/zaman: 13-06-2013 09:49:35

selamın alleyküm arkadaşlar yazgeldi göçmen kuşlar sılaya dönmeye başladı neyazıkki bu sene benim kanadım kırık gidemiyorum o ellere gidenlere selamolsun bizide unutmasınlar dağına taşına selam söyleyin ayhan yeyenim hiç ev sahıbine hoşgeldin denirmi sen evden birisin feysten silme meselesini hüseyin dayın biliyor ben bilinçli olarak kimseyi silmedim farkındayım bu taş bana geldi ama vallaha bilerek yapılan bir şeydeyil o eski sayfayı kullanmıyorum çünki çok rahatsız lık veren şeyler olmaya başlamıştı o yüzden kusura bakma özür dilerim senden musa bu at meselesi varya herif olan sözünde durur ama nerde o cesaret anlatamaz kardeşim ben hüseyinede dedim baksana derede kaldı birtürlü çıkamaz oldular derede arkadaş bu nasıl çimmek sabungibi errisin gardaş yeter artık çık dereden köye giden gitmeye hazırlanan tüm büyüklerime vede küçük lerime neşeli mutlu bir tatil dilerim benim gibi gidemeyenlerede sabır vede duvaile inşallah bizlerde birgün inşallah gideriz tüm siteye yazan vede okuyan kimler varsa hepsine saygılarımı sunarım ragıp hocamada teşekkür etmek isterim hocam eksik olmayın kaleminize saglık iyki varsınız allah sizden razı olsun mevlam birgün inşallah sizinle tanışmayıda nasip eder bana allaha emanet olun
musa kuzey
Eklendigi tarih/zaman: 11-06-2013 23:16:11

selam ve saygılarımla hal ve hatırınızı soruyorum inşallah hepiniz iysinizdir evet nerdesiniz vakit bulamıyoruz yazmaya demeyin okumaya varsa yazmayada olur ben burdayım sizlerde burda olun şu at meselesini beklerken uykuya kaldık saygı ve sevgilerimle
Ragıp
Eklendigi tarih/zaman: 11-06-2013 20:29:20
HATIRALARIM YAYIMLANIYOR
Kıymetli Hemşehrilerim,
Yeni hatıram ( 15. hatıra, İLK FİLM, İLK TENKİT ) yayımdadır. Link aşağıda. Hayırlara vesile olması dileklerimle...
Görüş, dilek ve temennilerinizi bekliyorum.

HÜSEYİN ŞAHAN BEY kadeşim, hatıralarımı okuduğuna memnun oldum. Sitemizin renklenmesine vesile olabilecek "kıssadan hisse" yazıları sıkca ilave ediyorum, inşaallah hayırlara vesile olur.
Bütün site müdavimi kardeşlerime selam ve dua eder, dualarınızı da beklerim.
Allahü tealaya emanet olunuz.
Ragıp

http://www.ersilader.com/?Syf=22&Mkl=538335&pt=Rag%C4%B1p%20KARADAYI&%C4%B0LK-F%C4%B0LM%C4%B0M%C4%B0ZE,-%C4%B0LK-TEPK%C4%B0
Ayhan KARAOĞLU
Eklendigi tarih/zaman: 11-06-2013 17:48:49
HOŞBULDUM DAYI
selamunaleyküm.sevgili dayım bu güzel karşılaman için çok teşekkür eder saygı, sevgi ve hürmetlerimi sunarım.
bu arada ben sadece senin yeğenin değilim ki birtek sen hoşgeldin dedin.öteki dayılarım nerdeler acaba.zaten bir tanesi beni facebooktan silmiş.geçengün farkettim bende.onun üzüntüsü içindeyim.
ve bu arada şu atı alda köye doğru gel artık.kurtlar vadisinden çok reklam arası veriyorsun

Guestbook Powered by: MN Guestbook Version 1.5