Otlutepe Köyü

Ziyaretci defterini oku - Ziyaretci defterine mesaj yaz Giris
Toplam mesaj: 1392
Sayfalar: [1] - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 - 22 - 23 - 24 - 25 - 26 - 27 - 28 - 29 - 30 - 31 - 32 - 33 - 34 - 35 - 36 - 37 - 38 - 39 - 40 - 41 - 42 - 43 - 44 - 45 - 46 - 47 - 48 - 49 - 50 - 51 - 52 - 53 - 54 - 55 - 56 - 57 - 58 - 59 - 60 - 61 - 62 - 63 - 64 - 65 - 66 - 67 - 68 - 69 - 70 - 71 - 72 - 73 - 74 - 75 - 76 - 77 - 78 - 79 - 80 - 81 - 82 - 83 - 84 - 85 - 86 - 87 - 88 - 89 - 90 - 91 - 92 - 93
HÜSEYiN SAHAN website
Eklendigi tarih/zaman: 29-07-2010 17:14:49
...............UYAN TÜRK MiLLETi..............

....Sen Dünyanin catisinda dogdun onun icin dik basin dik sert bakisin ondandir.Mert dogdun anadan mert. O caglarda analar mert dogururdu.Düsman öldürür av avlar kus kuslardin Ötüken ormanlari yatagin Tanri daglari yaylagin orhun nehri sulagindi.At üstünde ok gezler Ceri olup cenk eder sonra ad alirdin atalarindan.

....Törene hizmet etmedikce ülküne katkida bulunmadikca selenkayi atla gecmedikce düsmani titretip Dostunu güldürmedice Ad alamazdin atalarindan.

....Senin atalarin dügün etti kavgalarda akinsiz kavgasiz günleri gün saymadi bir zaman düsmana dehsetinden set cektirdin. Zaman oldu önünde papalara diz cöktürdün.

....Yillar yillari izledi töreni terkeder oldun.Atani saymaz Öteni görmez oldun.birak bilöflerini kökünü bilmez oldun.gün geldi evdesini obadan almaz oldun.örgüledin saclarin kokuladin saclarin ipeklere büründün hep Börkünü giymez oldun.hakimdin tutsak oldun.cok sürmedi tutsakligin bastin Cin sarayini kirk yigidinle ötükende KÜRSAT iken Sigenfuda ölmez oldun.

....Yillar süre geldi berilere bir sabah tarih sayfalarindan kolay silinmeyecegini ve CiHAN tarihine TÜRKÜN ölmezligini kilicinla tescil ettin.Bir ova safakla birlikte iSLAMIN ruhu ile sereflenen müzaffer gaziler zafer nesideleri ile inlerken diz cöküp önünde hacli senin Tekbir sesini dinledi.

....At üstünde ok gezleyip dolasan bazi firtinali TÜRK dusmani koyun sayip kendini KURT bilen TÜRK.Bazan MEVLANA olup meyi ile birlikte agladi bazan YUNUS olup yüregini ask ugruna parca parca daglatti.iste ogün bugün islam ahlak ve ruhi ile TÜRKÜN irki hasret ve gururu yogrulup bir birini percinleyip müstesna hüviyet cikarmisti ortaya.bu müstesna hüviyetin sahibi müslüman TÜRK yeni bir Devletin temelini atiyor yeni bir dogus müjdeliyordun.yeniden dogusun muhtesem oldu.

....Bir Babadan SÖGÜT derler bir yerde Cihangir bir devlet cikardin.ulu HAKANLARIN ULU HANLARIN kimi Karadan gemi yürütüp CAG acti CAG kapadi bir elde kimi CALDIRAN demedi MISIR demedi kapti cirali savasti cölde kimi ziget varlartain ederken kimide lale bahcelerinde de figan edip kaplunboga sirtinda devlet mumu söndürdüler.

....Bu mimval üzere harcadin yillarini.Bir zaman gecti TÜRKLÜK öldü dediler PiLEVNE önlerinde bir destan yazdin.Baktilarki ölen TÜRKLÜK degilmis biraz daha beklediler bir kacyil daha gecti aradan hasta hemde ölümcül hasta dediler.Varip yurdunu pay edelim dediler.Geldiler kavim kavim mondoros dedik SERV dediler ölmez IRK öldü bilip sönmez ruhu söndü bilip TÜRK esir oldu dediler.önlerine islamin sehadet serbetini icmek arzusuyla TÜRK mücahitleri cikti bir samar daha yediler.

....iste bu kavmin cocugusun sen. ey ebet müddet devletin ebet müddet savascisi söyle simdi neden böylesin görüleni dil söylemez varmaz ne mümkün bilineni yazmak kalem varmaz el varmaz maddede ve manada nasil kücülmüsüz.BASRADAN ANADOLUYA kadar olan yerleri nasil sekiz günde terkedip gelmisiz.

....Rumelide olanlari anlatmaya gönül el vermez .
....NEDEN BUNLAR NEDEN ve en acisi bunlari sessizce sineye cekmem NEDEN.
....NEDEN BU ASAGILIK DUYGUSU BU ZILLET NEDEN.
....NEDEN BU HAFIZA NOKSANLIGI NEDEN.BU UNUTKANLIK NE ZAMAN BITECEK BASKALARININ NiNiSiYLE BASLADIGIN BU UYKU EGER UYUMUYORSAN SES VER ÖLÜMÜSÜN ÖLMÜSMÜSÜN
......EEEEEYYYY TÜRK OGLU TÜRK.......

.....HÜSEYIN SAHAN......
HÜSEYiN SAHAN website
Eklendigi tarih/zaman: 29-07-2010 16:42:17
............Bilmek ve Yasamak .................

Ülküdasim dinleyin sitemim var sizlere,
Siz biz diye bir sey yok hepimize bizlere
Çünkü ben de dahilim söyledigim sözlere
Ülkücü davasini yasamali bilmeli
iktidara gelirse hak ederek gelmeli.

Ülkücüyüz güçlüyüz tamam iyi, güzel, hos
Tamam iyi güzel de su nokta biraz nahos
Yasamaya geldi mi çogumuz maalesef bos
Ülkücü davasini yasamali bilmeli
iktidara gelirse hak ederek gelmeli.

Teskilat, fikir, lider kafama baska girmez,
Ülkücü olan insan bunlardan taviz vermez,
Verenden de bu dava kil kadar hayir görmez
Ülkücü davasini yasamali bilmeli
iktidara gelirse hak ederek gelmeli.

Teskilat kisla demek kislasiz durulamaz,
Kisla olmazsa eger ordu da kurulamaz,
Ordusuz da menzile hedefe varilamaz
Ülkücü davasini yasamali bilmeli
iktidara gelirse hak ederek gelmeli.

Fikir ne dokuz isik Basbug der; biz duyariz
simdi saymaya kalksak kaç tanemiz sayariz?
Hep altiniz altin da biraz düsük ayariz
Ülkücü davasini yasamali bilmeli
iktidara gelirse hak ederek gelmeli.

Teskilat, fikir varsa orada lider olur
Lokomotif olmazsa vagonlar yolda kalir
Herkesten lider olmaz lideri zaman bulur
Ülkücü davasini yasamali bilmeli
iktidara gelirse hak ederek gelmeli.

Liderlik taslayani kizmasinlar gördüm ben,
Kendini mese sanan ne yosunlar gördüm ben,
Sonunda düve çikti ne tosunlar gördüm ben
Ülkücü davasini yasamali bilmeli
iktidara gelirse hak ederek gelmeli.

Dava Nizam-i Alem: yani davamiz haktir,
Allahin nizamini yeryüzüne yaymaktir,
Basarinin sarti da bu davaya i-uymaktir
Ülkücü davasini yasamali bilmeli
iktidara gelirse hak ederek gelmeli.

Yanilmiyorsam eger su sekilde bir söz var:
inandigi davayi yasamayan insanlar
Yasadigi hayata inanmaya baslarlar
Ülkücü davasini yasamali bilmeli
iktidara gelirse hak ederek gelmeli.

Yasamaz ülküdasim imkani yok yasamaz,
Yasanmayan bir dava hedefe ulasamaz
Ülkücü aylak aylak gezemez dolasamaz
Ülkücü davasini yasamali bilmeli
iktidara gelirse hak ederek gelmeli.

Türküz ve Müslümaniz Elhamdülillah evet
Ülkücülük bu ise oh ne ala memleket!
Hani nerde çalisma hani nerde ibadet?
Ülkücü davasini yasamali bilmeli
iktidara gelirse hak ederek gelmeli.

ibadet yapinca da kaçmaya kalkiyoruz,
Teskilattan davadan geçmeye kalkiyoruz
iki rekat kildik mi uçmaya kalkiyoruz
Ülkücü davasini yasamali bilmeli
iktidara gelirse hak ederek gelmeli.

Yalan mi arkadaslar bazimiz var kasilir,
Gençleri tenkit eder sevimsizce asilir,
seriat tamam degil tarikatçi kesilir
Ülkücü davasini yasamali bilmeli
iktidara gelirse hak ederek gelmeli.

Bize yeni isinan kalpleri körlemeyin,
Kilmayan kilar bir gün onlari horlamayin
islamin emri zaten sevdirin, zorlamayin
Ülkücü davasini yasamali bilmeli
iktidara gelirse hak ederek gelmeli.

Ülkücü her insana uzanan insan demek,
Hosgörü ve sevgiyle bezenen insan demek
Gönülleri fetheden kazanan insan demek
Ülkücü davasini yasamali bilmeli
iktidara gelirse hak ederek gelmeli.

Kizmamak lazim gardas gerçeklere kizmamak,
Marifet yapmak amma yaparken de bozmamak,
Bir eksik de su bence: Okumamak yazmamak
Ülkücü davasini yasamali bilmeli
iktidara gelirse hak ederek gelmeli.

Okuyan az yazan az aci ama biz buyuz,
Okumazsak arkadas muvaffak olur muyuz?
Üstelik oku diyen bir dinin mensubuyuz
Ülkücü davasini yasamali bilmeli
iktidara gelirse hak ederek gelmeli.

sehitler ve gaziler mazimizi süslüyor
Azerbaycan, Türkistan, Kerkük bizi sesliyor
Müslüman Türk dünyasi bize ümit besliyor
Ülkücü davasini yasamali bilmeli
iktidara gelirse hak ederek gelmeli.

Bu kürek bu karlari kürümez ülküdasim,
Bu atesle bu daglar erimez ülküdasim,
Lafla peynir gemisi yürümez ülküdasim
Ülkücü davasini yasamali bilmeli
iktidara gelirse hak ederek gelmeli.

Hak etmeden geleni görüyorsun sahitsin,
Hayirsiz iktidarlar dönemi artik bitsin
Biz böyle olacaksak Allah bizi kahretsin!
Ülkücü davasini yasamali bilmeli
iktidara gelirse hak ederek gelmeli.

Yasayanlar var elbet masallah görüyoruz,
Gögsümüz kabariyor göklere eriyoruz
Onlarin duasiyla ayakta duruyoruz
Ülkücü davasini yasamali bilmeli
iktidara gelirse hak ederek gelmeli.

Allah var su da gerçek: Çalisan çalisiyor,
Tertemiz piril piril kadrolar olusuyor
Teskilat günden güne büyüyor gelisiyor
Ülkücü davasini yasamali bilmeli
iktidara gelirse hak ederek gelmeli.

Kimse Ozan Arifi çok hayalci bulmasin
Davayi yasamayan tek ülkücü kalmasin
Biz o gün iktidariz hiç süpheniz olmasin
Ülkücü davasini yasamali bilmeli
iktidara gelirse Allah için gelmeli.


NOT: Ülkücüyüm diyen okusun ve kendine ceki düzen versin. saygilarimla.
Nizam Akyüz
Eklendigi tarih/zaman: 28-07-2010 13:36:03
TERCÜMAN GAZETESİ YAZARI SIRRI YÜKSEL CEBECİ
BANA GÖRE

Başbakan'ı artık kimse kurtaramaz

21.06.2010
SIRRI YÜKSEL CEBECİ
sirriyuksel.cebeci@tercuman.com.tr



--------------------------------------------------------------------------------

Kan akıyor! Damla damla değil, oluk oluk akıyor kan!
Akan kan bizim kanımız, Türk'ün kanı...
Kınalı kuzular hayatlarının baharında kara toprağa düşüyor.
Onlar artık geri gelmeyecek.
Kendimizi kandırmayalım.
Şehitler ölüyor, vatan bölünüyor!
"Ülkeyi yangın yerine çeviririz" dediler, çevirdiler.
"Görülmemiş eylemler yapacağız" dediler, yapıyorlar.
"Demokratik özerklik ilan edeceğiz" diyorlar, edecekler.
"Savaş sadece Kürdistan'da olmayacak" diyorlar, göreceksiniz o da olacak.
Peki biz ne yapıyoruz?
Ütopik bir "Kürt açılımı"nın kuyruğuna takılıp giden Başbakan Tayyip Erdoğan'ın, artık iyice kabak tadı vermeye başlayan tekdüze vaazlarını dinlemek için, ayran budalası gibi, ağzının içine bakıyoruz.
Çünkü ondan başkası çözemez bu terör sorununu!
Vatan evlatları neredeyse topluca şehit olurken; ondan başkası sanatçılarla, yazarlarla, edebiyatçılarla, sinemacılarla, şarkıcılarla, türkücülerle "Kürt açılımı" muhabbeti yapamaz.
Vatan elden giderken, ondan başkası "Analar ağlamasın" edebiyatıyla halkı kandırmaya çalışamaz.
*
Zaten ölü doğan "Kürt açılımı" bitti.
12 Eylül'de yapılması öngörülen referandum bile tehlikede...
Çünkü, Şemdinli'de 11 vatan evladının şehit olmasını bile PKK'nın açılıma tepkisi olarak gören ve değerlendirenler, bu akıl ve mantık dışı inatlarını sürdürürlerse, bölücüler özerklik; terör örgütü ise tüm Türkiye’yi eylem alanı ilan da eder.
Çok tehlikeli bir iç savaşa doğru sürüklenmekte olduğumuzu söyleye söyleye dilimizde tüy bitti.
Evet, terör Türkiye'de 26 yıldır var. Ama iç savaş tehdidi ve tehlikesiyle ilk kez karşı karşıya geliyoruz.
Türkiye'yi böylesine vahim duruma düşürenler, Anayasa referandumunda hangi yüzle vatandaştan 'evet' oyu isteyecekler?
Bunun tek sorumlusu var: Başbakan...
Türkiye'yi ne Tayyip Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı olarak atadığı Abdullah Gül, ne Anayasa değişikliği paketini sadece AKP'lilerin oyları ile referandum'a götüren Meclis, ne de üstü daha sonra doldurulmak üzere boş kağıtlara imza atan bakanlar yönetiyor.
Sayın Başbakan tek başına yönetiyor ülkeyi.
"Kürt açılımı" da, danışmanlarının dolduruşuna gelen Sayın Başbakan tarafında gündeme getirildi.
Yani bakanların ve milletvekillerinin tek günahı, içeriğinin ne olduğunu bilmedikleri "Kürt açılımı"nı Başbakan'ın talimatıyla körü körüne desteklemeleri ve eğitildikleri şekilde biat kültürünün gereğini yerine getirmeleri...
Aslında bu affedilemez bir suçtur ama, şimdilik cehaletlerine bağışlayalım mı?
Ne de olsa birkaç aylık saltanatları kaldı.
*
AKP 2007 seçimlerinde yüzde 47 oy aldığı için, hükümetin değil Başbakan'ın istifa etmesi gerekiyor.
Bir de, 11 kahramanın şehit olmasından Genelkurmay sorumlu imiş gibi, "11 şehidimizle ilgili ben Genelkurmay'dan tatmin edici bir açıklama bekliyorum" diyen TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin'in...
AKP içinde TBMM Başkanlığı ve Başbakanlık yapabilecek basirette başka kimse yok mu?
Memleket yangın yerine dönmüş, Sayın Başbakan hala İran'ı, Gazze'yi ve 2012'de postu Çankaya Köşkü'ne atarak kendini kurtarmanın peşinde.
Ama bu kez işi bitti.
Bir günde 12 şehit vermek, Başbakan'ı bir kez değil on iki kez götürür.
Gazetemiz baskıda iken, inşallah yeni şehit haberleri gelmez.


Nizam Akyüz
Eklendigi tarih/zaman: 28-07-2010 13:27:06
DP GENEL BAŞKANI HÜSAMETTİN CİNDORUK"UN YAZISI
"Saldırıların nedeni AKP zihniyetidir"
DP Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk, son günlerde meydana gelen terör olaylarıyla ilgili olarak "Etnik olaylar, Türkiye'nin her köşesinde mayın gibi patlamaya başladı. Bu, AKP hükümetinin sözde 'açılım' politikasından kaynaklanmaktadır. AKP hükümeti, Barzani'nin değirmenine su taşıyor" değerlendirmesinde bulundu.

ANKA

Ankara- DP Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk, Türkiye'de son günlerde meydana gelen terör saldırılarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu ve hükümete yüklendi. Cindoruk, "Dağdaki teröristle mücadele eden bir Türkiye bölünmez ama, ülkemizin doğusunda-batısında, kuzeyinde-güneyinde veya ortasında halkın kamplara bölünerek etnik ve bölgeci bir tavırla birbirine saldırması ülkeyi böler. İnsanlarımızı bu infiale, öfkeye iten ise, AKP'nin izlediği etnik temelli politikaların yaydığı şok dalgalarıdır, Habur görüntüleridir" diye konuştu.


"Olayların sebebi AKP zihniyetidir"

Bursa'nın İnegöl ve Hatay'ın Dörtyol ilçelerinde meydana gelen olayları anımsatan Cindoruk, yaşananları "fevkalade üzücü ve aynı şekilde kaygı verici" olarak yorumladı.

Olayların tasvip edilecek bir yanının bulunmadığını vurgulayan Cindoruk, "Ancak, açıkça söylemek gerekir ki, bütün bunların sebebi, bizzat Başbakan tarafından defalarca ifade edilen ve Türkiye'yi etnikleştirmeyi amaçlayan AKP zihniyetidir. AKP, bu toprakların tarihi birikimine, Türk kültürüne, İslâm kardeşliğine ve modern entegrasyon anlayışına aykırı bir şekilde milletimizi etnik bir pencereden görmektedir" dedi.

AKP hükümetini terör ve terör örgütüne karşı etkili mücadele etmemekle suçlayan Cindoruk, "Terörle mücadelenin hiçbir döneminde ve hiçbir hükümet zamanında halkımız, Cumhuriyet hükümetinin terör örgütü ile mücadele etmeye niyetsiz ve isteksiz olduğunu düşünmemişti. O yüzden de bu tür elim hadiseler meydana gelmemekteydi" diye konuştu.


"AKP hükümeti, Barzani'nin değirmenine su taşıyor"

Cindoruk, Türkiye'nin, "mevcut hükümetin zihniyeti yüzünden" terör örgütü ile mücadele edemediğini öne sürerek, terör örgütünün Türkiye ile mücadele ettiğini dile getirdi. Hükümetin "Demokratik Açılım"da başarılı olamadığını ileri süren Cindoruk şöyle konuştu:
"Terör örgütünün elebaşı Öcalan'ın da affedilerek siyasi lider haline getirilmesiyle sonuçlanacak bir genel aftan başlayıp, terör örgütünün 'demokratik özerklik' dediği Türkiye'yi çok milletli bir yapıya dönüştürme ve bölünmenin önünü açma politikalarına hiç de uzak durmadığına şüphe yoktu. Etnik olaylar, Türkiye'nin her köşesinde mayın gibi patlamaya başladı. Bu, AKP hükümetinin sözde 'açılım' politikasından kaynaklanmaktadır. AKP hükümeti, Mesut Barzani 'Ağabeylerinin' Irak'ın kuzeyinde oluşturmaya çalıştığı kukla devlet yapısını bir kanser hücresi gibi Türkiye'nin içine genişletmeyi amaçlayan projenin değirmenine su taşımaktan başka bir şey yapmamaktadır. Çünkü Habur görüntüleri, basit bir yol kazası değildi. Türkiye'yi etnikleştirerek kamplara ayırmaya çalışan bir politikanın esasıydı. Günün birinde belki de hapisten kahraman olarak salıverilecek Öcalan'a yapılacak törenlerin ve gösterilerin provasıydı."

28 Temmuz 2010
e.karaavcı
Eklendigi tarih/zaman: 27-07-2010 12:51:25

İSLAMSIZ İSLAM
“Fetullah Gülen harekatı;90 lı yıllarda din ekseninde bir ahlak ve şahsiyet inşa etme arzusu ile ortaya çıkan bir hareketti.İslami söylemle karekter mimarlığı yapma arzusu devam etti.
Hoca ABD ye gidince daha da siyasileşti ve bugün kü iktidarın ortağı oldu.Başlangıçtaki masum hareket ile 2010 da ki hareket noktası arasında çok fark oluştu.Cemaat içinde AKP ile ilişkiler hakkında çok ciddi tartışmaların yaşandığından haberim var.Artık Cemaat homojen yapıda değil.
ABD ki Fetullah hareketi ile Türkiye deki arasında siyasi ve amaçları bakımından büyük farklılıklar var.
Filistine yardım konusunda ki hocanın açıklaması sonrası Zaman gazetesi çok taklalar attı biliyorsunuz"YOK HOCA ONU DEMEDİ BUNU DEDİ".diye.
Cemaatın tabanında kaygı oluşmasın diye evirip çevirdi.Artık cemaatın fertleri,cemaatten çok AKP ye biat eder hale geldiler.Artık onların dinleyeceği kesim Hoca değil.R.T.Erdoğan.Cemaat AKP ile özdeşleşti. Eskiden tüm partilere eşit mesafede idi.Birliktelik teknesi su alınca ilk giden cemaat olacak.”
Yukarıdaki açıklamaları (Türkiye de İslami kesim Protestanlaşıyor )25/07/2010 akşam gazetesinden Şenay Yıldızın Utah üniversitesinden Prf.Dr. Hakan YAVUZ hoca ile yapılan röportajdan bazı alıntılar.Daha detaylı okumak isteyenler .Gazete arşivinden bilgiye ulaşa bilirler.
XXXX
VE ÜLKÜCÜLER
Bir kere şunu kabul edelim: Ülkücünün eskisi ve yenisi olmaz. Yani ülkücü ise ülkücülüğün ne olduğunu, hayatının ne mana ifade ettiğini bilir. Ben konuşmamın başında dedim ki, “Ülkücülük Türk milliyetçiliğinin yaşanılan hayatının ifadesidir.” Ülkücü böyle. Eski, yeni diye bir şey yok. Beyanat veren arkadaşların çoğunu tanıyorum, biliyorum hepsini de. İnşallah onlarla da ben gidip istişare edeceğim, mutlaka anlaşacağız. Bu arkadaşlar 15. Madde kalkıyor da, o 15. Maddenin hukuki hesabı sorulamıyorsa, bu arkadaşlarımız bu Anayasa değişikliğine neden evet diyorlar. Şu anda cezaevinde ülkücüler varsa, hukuki bir yanlışlığa kurban gitmişlerse, bu arkadaşlarımız niçin ‘Evet’ diyorlar? Ayrıca ben 1977’de Diyarbakır’da milletvekili adayıydım, ben orayı iyi biliyorum. Türkeş görevlendirdi, gittik aday olduk ama orayı iyi biliyorum. Eski ülkücü olmaları önemli değil, Türk Milletinin bölünmez bütünlüğüne inanmışlarsa, Misak-ı Milli hudutları içinde Türkiye’nin ilelebet yaşaması arzusunu taşıyorlarsa niçin bu Anayasa’ya ‘evet’ diyorlar? Bu Anayasa bölünmenin de mutfağını hazırlıyor. Dolayısıyla ben fazla itham etmiyorum. Yakın menfaatlerle, ülkücülük bahane edilerek böyle beyanatlar verilmemelidir. Doğru da değildir, yazık ediyorlar. “Efendim Her değişime MHP karşı çıkıyor!”Hangi değişime? Değişim dediğiniz şey, milletimizin fikri hayatında bir seviye meydana getiriyorsa, bu hepimizin gayretiyle olacak şey.
Ben BBP Ve MHP nin birleşmesi için katalizörlük yapmış birisiyim. BBP Genel başkanı AKP Politikalarının dışında başka bir şey yapmıyorki..(eski ülkücüler genelde BBP li ya ,BBPyi de saklıyorlar ya)
Bu yazıda Doğu'nun Başbuğu, 12 Eylül'de gördüğü işkence ile devletten işkence raporu olan tek ülkücü olma özelliğine sahip Yılma Durak, HaberX okurları için Hülya Okur'a konuştu.
SONUÇ
Yukarıda yazılar bana ait değil, birbirinden farklı gözükse de son günlerde Türkiye gündemini belirleyen referandum ,ülkücüler ve cemaat hakkında bilinçli ve bilinçsiz yapılan yorumlara belki bir katkı sağlar düşüncesi ile siz site okuyucuları ile paylaşmak istedim.
Çünkü küresel stratejiler ve teknik konularda Uzman olmadığımız halde olayların içine balıklama yapıyoruz .Farkında olmadan anaforun içinde kendi haklılığımızı dayatmaya çalışıyoruz.Ağaca bakarken ormanı göremiyoruz..Yaldızlı görüntüler ve çıkarlar bizi aldatıyor.Safça inandıklarımızın nasıl heder edildiğini göremiyoruz.Lütfen detaylı bilgi almak fikir jimnastiyi yapmak isteyen ciddi arkadaşlar yukarıdaki yazıların tamamını okumaların ve gereksiz gönül kırmamalarını salık veririm.
Sevgi VE saygılarımla-BURSA


HÜSEYiN SAHAN website
Eklendigi tarih/zaman: 27-07-2010 12:50:34
.................HAKiM BEY.................

Hakim bey..Hakim bey..bütün dünyamı
Yıkarak yaptılar benim sorgumu.
C-5 denen yere gözlerim bağlı,
Tıkarak yaptılar benim sorgumu.

Savcının ağzından şu okunanlar,
Benim suçum değil, hep yalan bunlar!..
Dövdüler hakim bey, ağzımdan kanlar,
Akarak yaptılar benim sorgumu.

Düştüm ki, bir sürü Moskof piçine
Biri de demedi; "bunun suçu ne?"
Tabancayı ta ağzımın içine
Sokarak yaptılar benim sorgumu.

Döve döve işettiler altıma,
Bayıldıkça sarıldılar horuma,
Islatıp ıslatıp tekrar sırtıma,
Çıkarak yaptılar benim sorgumu.

Kimi vurdu, kimi baktı seyrime,
Jop izleri oluk oldu böğrüme,
Siğaranın ateşiyle bağrıma,
Çökerek yaptılar benim sorgumu.

Kimi şarap içti, kimisi rakı,
Karmakarışık oldu her türlü koku,
Döverek pisletip, ağzıma b...
Dökerek yaptılar benim sorgumu.

Jileti vurdular ileri-geri,
Dilim dilim oldu yarıldı deri,
Yarılan yerlere tuzu, biberi,
Ekerek yaptılar benim sorgumu.

Tırnağım söküldü kelpeten ile,
C-5 ler konuşsa gelse de dile,
"Su" diye yalvardım!.. Hep güle güle,
Bakarak yaptılar benim sorgumu.

Şişe ile zorladılar kıçımı,
Tuzlu su verdiler, yaktı içimi.
Derisinden kopanaca saçımı,
Çekerek yaptılar benim sorgumu.

Allahsız, kitapsız sekiz-on ayı,
Suçsuzum dedikçe, vurdu sopayı.
Burnuma soktular tornavidayı,
Bükerek yaptılar benim sorgumu.

Biri bu "Soyer"di domuzun dölü!..
Sesinden tanıdım, değilim deli.
Tenasül uzvuma ceryanlı teli,
Takarak yaptılar benim sorgumu.

Hakim bey; erkeklik kalmadı daha!..
Ölem diye çok yalvardım Allah'a.
Avuç içlerimden tutup çarmıha,
Çakarak yaptılar benim sorgumu.

Babamı almaya, ve gittiler.
Anama, eşime neler ettiler!
Çocuğumun boğazından tuttular,
Sıkarak yaptılar benim sorgumu.

Yavrumu görünce çıldırdım dedim(!)
Ne derseniz kabul, saldırdım dedim.
Atatürk'ü bile öldürdüm dedim.
Yakarak yaptılar benim sorgumu.

Ozan Ârif anlatamaz kaygımı,
Yitirdim kanuna olan saygımı!
Velhasıl "Devlete güven" duygumu,
Sökerek yaptılar benim sorgumu.

19 Mart 1982

NOT:iSTE 12 EYLÜLÜN ÖZETI.
İLHAMİ POLAT
Eklendigi tarih/zaman: 27-07-2010 08:34:27
BERAT KANDİLİNİZ KUTLU OLSUN
köylülerimizin ve tüm islam aleminin berat kaldili mübarek olsun inşallah
HÜSEYiN SAHAN website
Eklendigi tarih/zaman: 26-07-2010 15:57:59
...................BERAT KANDiLi.............................

Tüm islam aleminin mubarek BERAT KANDiLiNi
Kutlar MEVLAMDAN nice berat kandillerine
saglikli ve mutlu erismelerini temenni ederim.

HÜSEYiN SAHAN.
SALM YAILMAZ
Eklendigi tarih/zaman: 26-07-2010 14:50:05

KANDILINIZ MUBAREK OLSUN NICE KANDILLERE
Nizam AKYÜZ
Eklendigi tarih/zaman: 26-07-2010 10:59:54
KANDİLİNİZ KUTLU OLSUN

BU SİTEYİ BİZLERİN HİZMETİNE SUNAN
DEĞERLİ KARDEŞİMİZ HÜSEYİN ŞAHAN BEYEFENDİNİN VE SİTEYE DEĞERLİ KATKILARINDAN DOLAYI YAZI YAZAN TÜM HEMŞEHRİLERİMİN VE HERKESİN BERAT KANDİLİNİ KUTLUYORUM.
RAGIP
Eklendigi tarih/zaman: 26-07-2010 09:00:24
Berat Kandiliniz mübarek olsun...
Kıymetli hemşehrilerim;
Berat kandiliniz mübarek olsun. İnşaallah hayırlara vesile olur...
Herkese hasret ve muhabbetlerimle kucak dolusu selam eder, dualarınızı da beklerim.
Allahü tealaya emanet olunuz.

Mübârek Berât Kandilinin fazîleti
Şa’bân ayının 15. Gecesi [ya’nî 26 Temmuz Pazartesi günü], mübârek “Berât Kandili”dir. Aslı “Berâet” olan ve Türkçe’ye “Berât” olarak giren bu kelimenin sözlük anlamı, “Borçtan, hastalıktan, suç ve cezâdan kurtulmak” ise de, dînî literatürde: “İlâhî af ve rahmete nâil olmak, günâhlardan arınmak, temize çıkmak” manâsını ifâde etmektedir.
Bütün kâinâtın yaratıcısı ve sâhibi olan Yüce Allah, Berât Gecesinde, ezelî ilminde mevcût olan sırların bir yıllık bölümünü, “Levh-i Mahfûz”a indirir ve yeni bir yıl için, melekleri, yapacakları işler bakımından görevlendirir.

“AF İSTEYEN YOK MU AFFEDEYİM!”
Sevgili Peygamberimiz, hadîs-i şerîflerinde buyurdular ki:
“Şa’bânın 15. gecesini ibâdetle, gündüzünü de oruçla geçirin! O gece Allahü teâlâ buyurur ki: ‘Af isteyen yok mu, affedeyim. Rızık isteyen yok mu, rızık vereyim. Dertli yok mu, sıhhat, âfiyet vereyim. Ne isteyen varsa, istesin vereyim.’ Bu hâl, sabaha kadar devâm eder.” [İbn-i Mâce]
“Şu beş gecede yapılan duâ geri çevrilmez. Regâib gecesi, Şa’bânın 15. [Berât] gecesi, Cum’a gecesi, Ramazân bayramı ve Kurbân bayramı geceleri.) [İbn-i Asâkir]
“Rahmet kapıları dört gece açılır. O gecelerde yapılan duâ reddolmaz: Fıtr ve Kurbân bayramının birinci geceleri, Berât ve Arefe geceleri.” [İsfehânî]
“Allah şu dört geceyi hayırla süsler: Ramazân ve Kurbân bayramı geceleri, Arefe gecesi, Şa’bânın yarısındaki [Berât] gecesi ki, onda eceller, rızıklar yazılır.” [Deylemî]
“Berât gecesi göklerin kapıları açılır, melekler, mü’minlere müjde verir ve ibâdete teşvik ederler.” [Nesâî, Beyhekî, Münzirî]
Yine hadîs-i şerîflerde buyuruluyor ki:
“Allahü teâlâ, Berât gecesinde, kâfirler hariç, müminleri mağfiret eder. Kindârları da, bu huylarını bırakıncaya kadar mağfiret etmez.” [Taberânî, Beyhekî]
“Cebrâîl aleyhisselâm gelip, ‘Kalk, namaz kıl ve duâ et. Bu gece, Şa’bânın 15. gecesidir’ dedi. Bu geceyi ihyâ edenleri Allahü teâlâ affeder. Yalnız, müşrik, büyücü, falcı, cimri, kinci, müşâhin [ya’nî bid’at ehli], içkici, fâizci ve zânîyi affetmez.” [Taberânî]
“Sâlih akrabâyı terk eden, ana-babaya âsî olan da bu gece affa kavuşamaz.” (Beyhekî).
[Burada, önemine binâen şu husûsu belirtmemizde fayda var: Ehl-i sünnet i’tikâdına göre; içki içmek, cimrilik, kin gütmek, ana-babaya isyân... gibi günâhları işleyen kâfir olmaz. Îmânı düzgün ise, günâhlarının cezâsını çektikten sonra Cennete girer. Sevâpları günâhlarından daha çok ise, Cehenneme girmeden de Cennete gider.]

BU GECELERDEN GÂFİL OLMAMALI!
Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Berât gecesinde çok ibâdet ve duâ ederdi. Hazret-i Âişe vâlidemiz, “Yâ Resûlallah, Allahü teâlâ seni günâh işlemekten muhâfaza buyurduğu hâlde, Berât gecesinde neden çok ibâdet ettin?” diye sordu.
Peygamber Efendimiz ona cevâben buyurdu ki:
“Ben, şükredici bir kul olmayayım mı? Bu yıl içinde doğacak her çocuk, bu gece deftere geçirilir. Bu yıl içinde öleceklerin isimleri, bu gece özel deftere yazılır. Bu gece herkesin rızkı tertîp olunur. Bu gece herkesin amelleri Allahü teâlâya arz olunur.” [Gunyetü’t-tâlibîn]
Yine O, Berât gecesinde, “Allahümmerzuknâ kalben takıyyen mineş-şirki beriyyen lâ kâfiren ve şakıyyen” Ya’nî “Ey Allah’ım! Bize, şirkten berî, kâfir ve şakî de olmayan, müttakî bir kalp nasîb eyle” duâsını da çok okurdu. (Riyâdu’n-Nâsıhîn)
Gâfil olmamalı, bu gün ve gecelerde bolca tevbe-istiğfâr etmeli, çokça kazâ namazları kılmalı, Kur’ân-ı kerîm okumalı, duâ etmeli, fakîrlere ve yetîmlere de sadaka ve hediyeler vermeli, Müslümânları sevindirmeli, bunların sevâblarını ölülerimizin rûhlarına da göndermelidir. Bilhassa mübârek zamanlarda ilim öğrenmelidir. En kıymetli ilim ise, doğru yazılan ilmihâl bilgileridir.
Sevgili Peygamberimize ve âl ü eshâbına da çokça salevât-ı şerîfe okumalıdır.
Ana-baba, diğer yakın akrabâ ziyâret edilmeli veya telefonla gönülleri ve duâları alınmalıdır. Dargınlar, küskünler barışmalıdır.
Ayrıca bu vesîleyle güzel vatanımızın dirliği, asîl milletimizin birliği ve berâberliği, bütün Müslümanların ve İslâm âleminin huzûr ve seâdeti, bütün insanların da hidâyeti için duâ etmeliyiz.
Mustafa SUBAŞI
Eklendigi tarih/zaman: 26-07-2010 08:51:25
Beraat Kandili Mesajı
Tüm İslam aleminin ve değerli köylülerimin Mübarek Beraat Kandili'ni kutlar, hayırlara vesile olmasını Yüce Mevla'dan niyaz ederim....


Mustafa SUBAŞI
Qatar
HÜSEYiN SAHAN website
Eklendigi tarih/zaman: 24-07-2010 22:18:52
............................işte 12 EYLÜLÜN ZULMÜ............................

..İki idam, iki şehit..


4 Haziran. Selçuk Duracık ile Halil Esendağ'ın idam edilmelerinin 25.yıl dönümü İstedim ki bugün onları anlatayım. Belki onlar vasıtasıyla yakın geçmişi daha sağlıklı bir şekilde değerlendirir, darbelerin kanlı yüzünü daha iyi görürüz


12 Eylül'de Konya ve Manisa ülkücüler davasından uzun süre yargılanıp, tutuklu kaldım. Bir çok insan insanlık dışı işkencelerden geçti, Askeri kışlalar, karakollar, hapishaneler dayanılmaz baskıların yapıldığı mekanlar oldu. Sehpaların, silahların gölgesinde yargılamalar yapıldı. Evrensel hukuk kuralları askıya alındı. Türkiye'yi terörden kurtarmak için darbe yapanlar, yeni bir terör biçiminin müsebbibi oldular.


12 Eylül, darbenin hukuku ile terörün hukukunu arasında hiçbir farkın olmadığını gösterdi. Doksan gün süren gözaltılarda onlarca genç hayatını kaybetti, yüzlercesi sakat kaldı. İşkence altında alınan ifadelerle binlerce insanın hayatı karartıldı. 1983 yılının sonuna kadar idam sehpaları giyotin gibi çalıştı. Evren'in her konuşmasından sonra topluma gözdağı vermek için sağdan, soldan gençler asıldı.


İşte o asılanlardan ikisi Halil Esendağ ile Selçuk Duracık idi.


1983 yılının Nisan ayına kadar Konya Dutlukır askeri cezaevinde kaldım. Nisan ayında Manisa davam ile ilgili yargılamaların yapıldığı İzmir'e sevkim çıktı. Askeri bir araçla uzun, çileli bir yolculuktan sonra Buca cezaevine getirildim. Mahkeme ifademi almak üzere celbimi istemiş, ancak İzmir'de kalmam yönünde bir karar vermemişti. Mahkemede ifade verdikten sonra kalıp kalmayacağım belli olacaktı.


Askerler beni Buca cezaevine teslim ettikten sonra dinlenmek üzere gitmişlerdi. Henüz İzmir'in mahkumu olmadığım için koğuşlara alınmadım. Mahkeme saatinde diğer tutuklularla birlikte duruşmaya götürülmek üzere kapı altı diye tabir edilen yere bırakıldım.

Burada yorgun, argın birkaç saat geçirdikten sonra mahkeme saati gelip çattı. önce koğuşlarda beraber yargılandığım arkadaşları tek, tek getirdiler. Kapı altında karşılaşmak hepimiz için tatlı bir sürpriz olmuştu. Dakikalarca kucaklaşıp hasret giderdik. Halil Esendağ da Manisa davasının sanıkları arasındaydı. Ancak birkaç ay önce bir olaydan Selçuk Duracık ile birlikte yargılanmış, idam cezasına çarptırılmışlardı. Dosyaları Yargıtay incelemesinden geçmiş, idam edilmeleri Kenan Evren'in onayına kalmıştı.


Koğuşlardan gelen arkadaşlara elimi Halil Esendağ ile kelepçeletmek istediğimi, kendilerinin nasıl olsa her duruşmada görüşme imkanlarının olduğunu, benim ise belki de duruşmadan sonra geri götürüleceğim için bir daha görüşemeyeceğimi söyledim. Arkadaşlar da uygun gördüler. Biraz sonra idam hücresinden Halil Esendağ getirildi. Diğerlerinden farklı olarak bu defa beni de görünce bir hayli sevindi, sarıldık, kucaklaştık, sonra da mahkemeye gitmek üzere ellerimizi beraber kelepçelettik. Böylece yaklaşık bir saatlik mesafedeki mahkemenin yapıldığı Ege Ordu Komutanlığı'na kadar sohbet etme, dertleşme imkanımız oldu.


Bir idam mahkumuyla konuşmak kolay değil. Hal hatır faslından sonra ne konuşacağımı doğrusu şaşırdım Mahkumun konuşacağı şeyler bellidir. Hürriyet, esaret, işkence, hasret şu, bu Bunları onunla konuşamazdım. İdamı onaylanmış, küçük bir ümit ışığı bile kalmamıştı. Konuşurken yüzünde, davranışlarında, satır aralarında hep ölümün izlerini arıyordum. ölüm duygusunun onu nasıl etkilediğini anlamaya çalışıyordum. Korkmuş muydu, hala kalbinin köşesinde sığındığı bir ümit ışığı var mıydı. Kendisini nasıl teselli ediyordu acaba? Bu ve benzeri onlarca soru zihnimi kurcalayıp duruyordu.

Ama ilk tedirginlik geçtikten sonra boşuna heyecanlandığımı anladım. Her zamanki gibi rahat ve mütebessimdi. Günlük olaylara ilgisi aynı şekilde devam ediyordu. Hayatla alakasını kesmek şöyle dursun, hiçbir şey olmamış gibi alışkanlıklarını devam ettiriyordu. ölüm onu korkutmamış, sanki bağlarını gevşeterek onu daha da rahatlatmıştı.

Bir süre sonra rahatlığı bana da sirayet etti. ölüm dahil her şeyi rahatlıkla konuşabileceğimi anladım. Zaten aynı cezaevinde kalan ve her duruşmaya beraber giden arkadaşlar çoktan suallere başlamışlardı. Bir arkadaş gelinlikleri aldınız mı diye sordu, Halil aldık dedi, nasıl oldular, Halil iyilerdi ama biraz uzun olmuşlar dedi. Bir ara söz Necip Fazıl'a geldi, Halil kendisiyle bir özdeşlik kurarak, Necip fazıl'da öldü dedi. Söyleyiş biçiminde Necip Fazıl ile aralarında bir duygu birliği, ölümle bir köprü kurduğu anlaşılıyordu.

Konuşa, konuşa mahkemeye geldik. Ellerimiz birbirine bağlı olduğu için yan yana sandalyelere oturduk. Artık rahatlamıştım, her soruyu sorabileceğimi biliyordum. Nasıl sehpaya gitmeyi düşünüyorsun dedim, slogan atacak mısın?: Hayır ! dedi slogan atmayacağım, Allah'a giderken slogan atılmaz. Ama namazımı kılacak, duamı yapacak tekbir getire, getire gidip sehpaya çıkacağım. Kelime-i şahadet getirdikten sonra sehpaya tekmeyi kendim vuracağım ama intihar olur mu diye tereddüt ettiğimden bu işi cellada bırakacağım dedi. Peki nasıl bir gecede asılmak istersin dedim, yağmurun hafif çiselediği bir gecede asılmak isterim dedi. Duruşmaya çıkmadan parmağımdaki gümüş yüzüğü beğenmiş, kendisine hediye ettim. Asıldığı zaman Türk milletine takdim edilmek üzere bir beyanname yazdık. Mahkeme Buca cezaevinde kalmama karar verdi. Beraber döndük, tekrar sarıldık, kucaklaştık,vedalaşırken son görüşmemiz olduğunu bilmeden onu ölüm hücresine gönderdik, ben de arkadaşların kaldığı koğuşa konuldum.

Koğuşta ilk işim, arkadaşlara bu gelinlik meselesinin ne olduğunu sormak oldu, siz gelinlikleriniz oldu mu dediniz, Halil oldu ama biraz uzun oldu dedi, nedir bu gelinlik meselesi dedim. Anlattılar; geçen duruşma mahkemeye giderken hepimiz üzgündük, Halil ile Selçuk'un idamları Yargıtay'da onanmış, iş Evren'in imzasına kalmıştı. Onları kaybetmek, ölüme göndermek hepimizin psikolojisini bozmuştu. Yolda doğru dürüst konuşamadık. Halil her zaman olduğu gibi Metin'di, hiç ceza almamış gibi ölümle dalga geçiyordu. Bize devletin verdiği kefenlerle asılmak istemiyoruz. Onlar torba gibiymiş. Bize kollarımız dışarıda kalacak şekilde, rahat can çekişeceğimiz iki kefen yaptırın, dedi. Koğuşa geldik yirminin üzerinde ülkücü tutuklu var, iki kefen alacak parayı bir araya getiremedik. Sonunda bir arkadaşın ailesinin getirdiği yatak çarşafı ile nevresim takımını cezaevi terzisine göndererek diktirdik, onlara gönderdik. İşte gelinlik dediğimiz bu kefenlerdi. Olaya hem espri katmak, hem de Allah'a gidişin bir hüzün değil, sevinç sebebi olduğunu göstermek için Halil gelinlik dedi, bizde onun gibi gelinlik demeyi tercih ettik.

İzmir'e gelişimden bir-iki gün sonra arkadaşların ortak iradeleriyle koğuş başkanı seçildim. Buca cezaevinde gazeteler her sabah bir tablanın üzerinde koğuş kapılarına gelir, mazgaldan bakarak uygun gördüğümüz gazeteleri satın alırdık. İdam veya mahkumlarla ilgili haberlerin olduğu günlerde cezaevine gazete gelmez, bizde yeni infazların veya aleyhte düzenlemelerin olduğunu anlardık.

1983 yılının 4 Haziran günü'ydü. Gazeteler gelmedi. Merak içinde beklemeye başladık. Halil ile Selçuk topun ağzındaydı. Hepimizin korkusu idamların Evren tarafından imzalanmasıydı. öğleye doğru, cezaevi terzisi bir fırsatını bulup koğuş mazgalına gelerek, Bahçede hazırlıkların yapıldığını, Halil ile Selçuk'un gece asılacaklarını söyledi. üzerimize korkunç bir ölüm sessizliği çöktü. İçimiz Nuh tufanlarıyla sarsıldı. çaresiz'dik.

Arkadaşları alt kata topladım, kısa bir konuşma yaptım, yapılacak tek şey dua'ydı. Kuran cüzlerini bölüştük, sabaha kadar hatim indirmeye, arkadaşlarımız için dua etmeye karar

verdik. Gece saat 21.00 den itibaren her yarım saatte bir koğuş penceresine çıkarak sala okumaya başladım. Okuduğum sala'ların rüzgarın terkisinde onların hücrelerine kadar ulaşacağına, onlara inşirah vereceğine inanıyordum. Gece saat bir, son defa sala vermek için pencereye çıktım. Cezaevinde infazlar saat bir'de yapılır. Aklıma Halil'in yağmurun hafif çiselediği bir gecede asılmak isterim şeklindeki sözleri geldi. Elimi parmaklıklardan dışarı uzattım, baktım gökler duaya icabet etmiş, hafif bir yağmur çiseleyerek yağıyor. İçimden Ahh.. Halil'im sen Rabbimden yağmur yerine güneşi yağdırmasını isteseydin, benim rabbim güneşi de yağdırırdı dedim. Sabaha kadar 3 kuran hatmi indirdik..

Sabah oldu, idama şahit olan gardiyanlar geldiler, bu gece Buca'ya nur yağdı, rahmet yağdı dediler. İkisi de önce kuran okuyup, namaz kıldılar, sonra tekbir getire, getire sehpaya çıktılar, kelime-i şahadet getirdikten sonra sehpaları tekmelendi. 15-20 saniye ipte kendi eksenleri etrafında döndüler. Bu sırada Hafif bir yağmur yağdı cezaevine. Halil'in başındaki beyaz takke hafif yana kaymıştı.15-20 dakika sonra doktor kontrolünü yaptı, ölümün gerçekleştiğini anladık, tam indirecektik ki, ilahi bir el geldi Halil'i kıbleye çevirdi, öylece kalakaldı.

Bir gün sonra cezaevi müdürü, ben, Salih Cerit ve Murat Sancak isimli arkadaşları idareye çağırdı, gittik. Hiç bir sorun olmadı, çok rahat gittiler dedi. Sonra bize ayrı, ayrı takdim yazıları yazarak bıraktığı eşya ve hediyeleri verdi. Halil asılacağını öğrenince bana bir tasavvuf kitabı imzalayıp bırakmış, Murat isimli arkadaşa benim mahkemeye giderken verdiğim gümüş yüzüğü, Salih Cerit'e ise eşyalarını dağıtılmak üzere bırakmış. Koğuş sorumlusu olduğum için eşyaları da Salih Cerit bana verdi. Koğuşa gelince özel eşyalarını ailesine göndermek için ayırmaya başladım. Dini kitaplar, kılınan kaza namaz ve oruçlarının listesi, ölümle ilgili tutulmuş ayet ve hadislerden derlenmiş notlar hepsini ayrı ayrı tasnif ettim. Halil'in eşyaları arasında gazete kağıdına sarılmış, küçük bir paket gözüme çarptı. önce çamaşır veya çoraptır diye düşündüm. Açtım, etrafı oyalı yeşil bir başörtüsü Halil yakalanmadan kısa süre önce evlenmiş, İmam hatip altıncı sınıfta olan başarılı bir öğrenciydi. Murat almadan idam hücrelerine düşmüştü. Anlaşılan 2.5 yıl boyunca kaldığı hücrede eşinin başörtüsünü bir sırdaş, bir dert ortağı gibi tutmuştu.

Özel eşyalarını koli yapıp evine gönderdik. Diğer eşyalarını koğuştaki fakir mahkumlara dağıttık. Bir kaç gün sonra babasından Salih Cerit isimli arkadaşa bir mektup geldi. Babası merak etmeyin oğlum şehit oldu diyordu. Annesi çok üzülüyordu, oğlum şehit oldu mu olmadı mı diye durmadan ağlıyordu. Bir gece rüyada kendisini cennette görmüş. Bütün sahabeler toplanmış bekliyorlar, erkek sahabeler bir tarafta, hanım sahabeler bir tarafta, Annesi çekine, çekine gidip hanım sahabelerden birine soruyor, burada ne var ki toplandınız, kimi bekliyorsunuz. Hanım sahabe: Bilmiyor musun der, bugün, burada Şehit Halil Esendağ'ın düğünü var, nikahını Allah Resulü kıyacak onu bekliyoruz

Halil de, Selçuk da bir büyük davaya gönül vererek gittiler.

Arkalarında onları ebediyen yaşatacak bir destan bıraktılar.

Onları, 12 Eylül'ün askerleri astı.

Onlarla birlikte onların ülkülerini de.

İdamların infazından sonraki ilk duruşmada, menifestomuzu Selçuk özdağ okudu ve onları asanların gözlerinin içine bakarak bu idamların er geç hesabının sorulacağını söyledi.

Aradan 25 yıl geçti. Onların intikamı, onları asan kirli ve kahpe el ile beraber olmamaktır. Darbecilerle, ulusalcılarla beraber olmak onları ikinci defa ipe çekmektir.

salim yılmaz
Eklendigi tarih/zaman: 23-07-2010 10:52:04
cuma

Ilahi kabre vardigim gece lütfeyle, yalniz kaldigim gece bilmedigimi bildir. Kabrimi nur ile doldur. Kevser sarabina daldir, ulu cemalini göster.... cumanız mubarek olsun allah dualarınızı katında kabul buyursun.....salim yılmaz ist
İLHAMİ POLAT
Eklendigi tarih/zaman: 23-07-2010 09:30:16
SENDE AKIT BİR KATREDE OLSA
AĞLAMAYI BİLMEDİĞI İÇİ AĞLAYANIDA ANLAMAYAN SİYASİ GELENEK


Başbakan gecen gurup toplantısında 12 eylülde değişecek anaysa maddelerini anlatırken konu 12 eylül olunca doğal olarak 12 eylüldeki idamları anlatırken Mustafa pehlivanoğlunun ailesine yazdığı son mektubu okurken ağladı adeta boğazı düğümlendi konuşamadı bu duygusal durum red cephesi hemen istismar etti ve de devam ediyor istismarları yalandan ağladı diye nereden biliyorsunuz yalandan ağladığını ayıp siz neden ağlıyamıyorsunuz başkasının acısı için neden idam edilen için ağlıyormuş Başbakan yahu bu ülke vatandaşları kimin tekelindeki yok efendim idam edilen ülkücülerden başbakana neymiş hiç kimsenin milliyetçilik ve ülkücülük tekelinde değildir hem acılarınızı paylaşsınlar acılar paylaşınca azalır demezmiyiz
Yüreğiniz varsa alın size Mustafa pelivanoğlunun mektubu siz okuyun ağlamayın ama başkasınada yalandan ağladı demeyin ayıptır ayıp

Sevgili anneciğim ve babacığım, sizler beni bu yaşa kadar büyüttünüz ve yetiştirdiniz. Benim sizlere karşı islemiş olduğum hataları ve suçlarımı affedin. Hakkinizi helal edin. Ben sizlerin bir evladınız olarak, bugüne kadar Cenab-ı Hakkin ve Onun Resulünün, Yüce Peygamberimizin yolundan ayrılmadım. Alın yazımız böyle yazılmış. Kader ne ise onu çekeceğiz. Ben de kardeşim Haydar gibi bir an önce Allah'ın huzuruna çıkacağım. Eğer benim günahım varsa Cenab-ı Allah'ın huzurunda çekmeye hazırım. Yok, bir yanlışlık sonucu ölümüme karar verenler, idam edenler Allah'tan bulsunlar. Sunu hiç bir zaman unutmasınlar ki, Mustafa'lar ölür, Allah davası ölmez, milliyetçilik yaşar. Kellemi verdiğim bu yolun zaferi yakindir. Zafer her zaman Allah'a inananlarındır.

Bunun için hiç üzülmeyin. Cenazemin arkasından ağlamayın, günahtır. Sizden ricam ağlamayın. Anne, sizlerle helalleşmek isterdim, fakat olmadı. Hakkim varsa, hepinize helal olsun, siz de helal edin.

Son olarak, abime, yengeme, yiyenime, bacıma selam eder, haklarını helal etmelerini dilerim. Nişanlıma da selam eder, Cenab-ı Allah'ın mutlu bir yuva kurması için ona yardımcı olmasını dilerim.

Oğlunuz Mustafa

7 Ekim 1980


Guestbook Powered by: MN Guestbook Version 1.5